Yapay Zeka Çağında Yeni Bir Rönesans Mümkün mü?
Dr. Nurfer TERCAN
Tarih, yalnızca savaşların, imparatorlukların ya da teknolojik keşiflerin tarihi değildir. Asıl tarih; insanın kendisi hakkında sorduğu büyük soruların tarihidir.
Bir fikir bazen bir ordudan daha güçlüdür.
Bir soru bazen binlerce kitaptan daha etkilidir.
Sokrates’in Atina sokaklarında sorduğu sorular, Roma lejyonlarından daha uzun ömürlü olmuştur. İbn Sina’nın kalemi, yaşadığı çağın sınırlarını aşmıştır. Farabi’nin akıl anlayışı, yüzyıllar boyunca Doğu ile Batı arasında bir düşünce köprüsü kurmuştur.
Bugün insanlık yine böyle bir eşikte duruyor.
Fakat bu kez ne matbaa var karşımızda…
Ne buhar makinesi…
Ne elektrik…
Bu kez karşımızda, insanın düşünme biçimini taklit edebilen bir zeka var.
Belki de tarihte ilk kez insan, kendi aklını yeniden tanımlamak zorunda kalıyor.
İşte bu yüzden önümüzdeki yıllar yalnızca teknolojik bir dönüşümün değil, aynı zamanda felsefi ve medeniyet düzeyinde bir muhasebenin yılları olacaktır.
Rönesans denildiğinde aklımıza Leonardo da Vinci gelir.
Michelangelo gelir.
Galileo gelir.
Fakat onları büyük yapan yalnızca eserleri değildi.
Onları farklı kılan, hiçbir zaman tek bir disiplinin sınırları içine hapsolmamalarıydı.
Sanat…
Bilim…
Felsefe…
Matematik…
Astronomi…
Mimarlık…
Doğa gözlemi…
Hepsi aynı zihinde buluşabiliyordu.
Rönesans’ın gerçek sırrı da tam burada yatıyordu.
Bilgiyi parçalamak değil; birleştirmek…
Disiplinleri ayırmak değil; konuşturmak…
Bugün yapay zeka bize aynı çağrıyı yeniden yapıyor. Artık geleceği yalnızca bilgisayar mühendisleri kuramaz.
Yalnızca filozoflar da kuramaz.
Yalnızca hukukçular…
Yalnızca sosyologlar…
Yalnızca psikologlar…
Hiçbiri tek başına yeterli değildir.
Çünkü yeni çağın adı uzmanlık çağı değil; ortak akıl çağıdır.
Aristoteles, insanı aklı sayesinde düşünebilen, sorgulayabilen ve erdemli bir yaşamı seçebilme potansiyeline sahip bir varlık olarak tanımlıyordu.
Descartes, “Düşünüyorum, öyleyse varım.” diyerek modern felsefenin yönünü değiştirdi.
Farabi aklı, erdemden ayırmadı.
İbn Sina bilgiyi hikmetle tamamladı.
Bugün ise belki de yeni bir cümle kurmanın zamanı gelmiştir:
“Sorguluyorum, öyleyse insanım.”
Çünkü hesaplamak artık yalnızca insana özgü değildir.
Yazmak…
Çevirmek…
Beste yapmak…
Resim üretmek…
Kod yazmak…
Bunların önemli bir kısmını yapay zeka sistemleri de gerçekleştirebiliyor.
Fakat hala cevaplanamayan soru şudur: İnsanı insan yapan nedir?
Merhamet mi?
Vicdan mı?
Muhakeme mi?
Adalet duygusu mu?
Sorumluluk bilinci mi?
Belki de bunların hiçbiri tek başına değildir.
Belki de insan; bütün bunları aynı anda taşıyabilen tek varlıktır.
Ve hiçbir algoritma, insanın ahlaki sorumluluğunu bütünüyle üstlenemez.
Yapay zeka bize beklenmedik bir ayna tuttu.
Yıllardır makineleri geliştirdiğimizi sanıyorduk.
Oysa aslında insanı anlamaya çalışıyorduk.
Bir makineye öğrenmeyi öğretirken öğrenmenin ne olduğunu yeniden düşünmeye başladık. Karar vermeyi modellemeye çalışırken, kararın yalnızca hesaplama olmadığını fark ettik. Dili işlemeye çalışan algoritmalar geliştirdikçe, anlamın kelimelerin toplamından çok daha fazlası olduğunu gördük.
Demek ki yapay zeka yalnızca teknoloji üretmiyor!
İnsanın ne olduğunu yeniden tartışmaya açıyor!
Belki de XXI. yüzyılın en büyük yanılgısı, teknolojiyi ilerlemenin kendisi sanmaktır.
Hayır.
Teknoloji ilerleme değildir.
Teknoloji yalnızca bir imkandır.
Gerçek ilerleme ise insanın ahlakta, adalette, özgürlükte ve hikmette yükselmesidir.
Teknoloji gelişirken vicdan geriliyorsa…
Algoritmalar büyürken adalet küçülüyorsa…
Bilgi artarken hikmet azalıyorsa…
Ortada medeniyet değil, yalnızca hız vardır.
Yönünü kaybetmiş hız ise insanlığı hedefe değil, belirsizliğe taşır.
Bu yüzden yeni Rönesans’ın merkezi yalnızca Silikon Vadisi olmayacaktır. Asıl merkez, yeniden düşünen insan zihni olacaktır. Yeni laboratuvarlar yalnızca veri merkezlerinden oluşmayacaktır. Onlar aynı zamanda etik laboratuvarları, hukuk laboratuvarları ve fikir laboratuvarları olacaktır.
Yeni üniversiteler yalnızca yazılım geliştiren mezunlar vermeyecek; algoritmaların insan hayatını nasıl dönüştürdüğünü sorgulayan kuşaklar yetiştirecektir.
UNESCO’nun yapay zekaya ilişkin etik ve eğitim çerçeveleri de bu doğrultuda, teknik yeterliliklerin tek başına yeterli olmadığını; eleştirel düşünme, insan hakları, etik muhakeme ve insan denetiminin yapay zeka çağının vazgeçilmez unsurları olduğunu vurgulamaktadır. (bkz)
Çünkü geleceğin en büyük rekabeti işlemci hızında değil; anlam üretme kapasitesinde yaşanacaktır.
Bir ülkenin gerçek gücü yalnızca kaç yapay zeka modeli geliştirdiğiyle ölçülmeyecek.
Asıl soru şu olacaktır:
“Bu toplum, yapay zekaya yön verecek değerleri üretebiliyor mu?”
İşte medeniyet tam burada başlar.
Medeniyet, teknoloji üretmek değildir.
Teknolojinin hangi insan anlayışına hizmet edeceğine karar verebilmektir.
Belki de geleceğin tarih kitapları XXI. yüzyılı “Yapay Zeka Çağı” olarak değil; “İnsanın Kendini Yeniden Keşfettiği Çağ” olarak yazacaktır.
Çünkü yapay zeka, insanlığın yalnızca en büyük teknolojik başarısı değildir.
Aynı zamanda insanın kendisine yönelttiği en büyük felsefi sorudur.
Bu sorunun cevabı laboratuvarlarda başlayabilir.
Ama orada tamamlanmayacaktır.
Cevap; felsefe kürsülerinde, hukuk fakültelerinde, sosyoloji bölümlerinde, sanat atölyelerinde, bilim akademilerinde ve her şeyden önce özgür vicdanlarda olgunlaşacaktır.
Belki de yeni Rönesans, daha güçlü makineler inşa etmekle değil; daha bilge insanlar yetiştirmekle başlayacaktır.
Çünkü geleceğin sahibi, en gelişmiş algoritmalara sahip olanlar değil; algoritmaların ötesinde insan kalmayı başarabilen toplumlar olacaktır.
Şimdi düşünmenin tam zamanı!
Rüzgarlı Şehrin Mavisinden Notlar
https://www.5gvirusnews.com/yazarlar/sanal-ronesans-h1909.html